Doğan Cüceloğlu'nun Her An Altını Çizdiği ve Empati Kurma Yeteneğini Kaybeden Bizler... - eventnews.onlineeventnews.online

5 Ağustos 2021 - 04:43

Doğan Cüceloğlu’nun Her An Altını Çizdiği ve Empati Kurma Yeteneğini Kaybeden Bizler…

Yaklaşık bir yıldan bu yana yazılmadık yazı, söylenmedik söz, duyulmadık haber, görülmedik fotoğraf bırakmadık. Çin’den bir kişi ile başlayan ve küresel olarak tüm dünya toplumlarını esaret altına alan, zaman zaman özeleştiri yapma kültürüyle başbaşa bırakan, zaman zaman ise öfkeden çıldırtan berbat bir dönemden geçiyoruz. Neredeyse artık hepimiz birer Covid-19 uzmanı ve neredeyse hepimiz birer akıl veren kişi olarak yaşamımıza her an yeni bir deneyim ekliyoruz. Bunlardan en acısı ise hergün duymaya ve görmeye alıştığımız can kayıplarımız.

Doğan Cüceloğlu’nun Her An Altını Çizdiği ve Empati Kurma Yeteneğini Kaybeden Bizler…
Son Güncelleme :

17 Şubat 2021 - 11:32

EventNewsOnline

Yaklaşık bir yıldan bu yana yazılmadık yazı, söylenmedik söz, duyulmadık haber, görülmedik fotoğraf bırakmadık. Çin’den bir kişi ile başlayan ve küresel olarak tüm dünya toplumlarını esaret altına alan, zaman zaman özeleştiri yapma kültürüyle başbaşa bırakan, zaman zaman ise öfkeden çıldırtan berbat bir dönemden geçiyoruz. Neredeyse artık hepimiz birer Covid-19 uzmanı ve neredeyse hepimiz birer akıl veren kişi olarak yaşamımıza her an yeni bir deneyim ekliyoruz. Bunlardan en acısı ise hergün duymaya ve görmeye alıştığımız can kayıplarımız.

Koronavirüs Covid-19 Pandemisi. Nam-ı diğer Covid… Toplumsal yaşamdan, ticaret hayatına, kültür sanat etkinliklerinden tatil programlarına kadar her şeyimiz alt üst oldu. Eskiye dair hiçbir şey sanki hiç yaşanmamış, yeniye dair ise her an bir sürprizle karşılaştığımız sorunlu bir dönem.

Benim doğduğum yüzyıl olan 20. yüzyıl ile başladı aslında tüm olup bitenler. Dünya savaşları, salgınlar, ekonomik krizler, depremler, tsunamiler, nükleer facialar, yanardağ patlamaları, aylarca süren orman yangınları, terör saldırıları, halk ayaklanmaları, darbeler, siyasi çalkantılar bizim doğduğumuz yüzyıla damgasını vururken, yeni yüzyıla girdiğimiz ilk süreç itibariyle bu tablo eskisini aratır düzeye geldi bile.

Ancak tüm bunlar hafızalarımızda dururken, Covid-19 aklımızın ucuna dahi gelmezdi. Bu tarz bir film vardı adı Salgın. Eminim herkes benim gibi düşünmüş ve ne kadar saçma diyerek berbat bir senaryo olduğunu içimizden geçirmişizdir. Ancak o film gerçek oldu. Hatta daha da öteye geçtiğini söyleyebiliriz.

Tüm bu olumsuzluklar içinde hepimize ilham kaynağı olan, kendimizle yüzleşmemize imkan tanıyan, özeleştiri yapmamızı sağlayan, öğretilerinden istifade ederek yaşamımıza çeki düzen verdiğimiz bir çok önemli ismi, düşünürü de bu süreçte yitirdik. Bu acı kayıplarımız arasına en son dün yitirdiğimiz Doğan Cüceloğlu eklendi.

Tüm sosyal medyadan takip ettiğim, gazetelerden okuduğum ve televizyonlardan gördüğüm her detay beni bir kez daha düşündürdü. Biz aslında bu değerimizi yitirmemişiz. Öyle büyük bir dev yaşamımızın parçası olmuş ki, farkına varmadan yaşamaya devam etmişiz. Öğretileri, nasihatleri, sözleri ve yaşam tarzıyla hepimize örnek olan Doğan Hoca… Hak’ka yürüdü evet, ancak geride yüzyıl yetecek heybesini bırakarak.

O heybede; toplumsal yaşamdan, çocuklara, aşk ve sevgiden, aileye, iş yaşamından doğada yer alan herşeye uzanan kitaplar, yazılar, makaleler ve sözler bırakıp gitti. Aslında Doğan Hoca’nın anlattığı herşeyin altında kendi yaşamı, çocukluğu, ailesi, iş hayatı ve okul hayatı vardı. Aslında altını çizdiği her bilgi ve detayın dayandığı yaşanmış bir süreç vardı. Bunlardan en önemlisi ise ailenin ne kadar büyük bir kavram olduğuydu.

Doğan Hoca hakkında bunca güzel söz, bunca güzel yorum ve katkı sağlayan insanların çokluğu evet herbirimizi gururlandırdı. Ancak başka bir bakış açısını ortaya koymamıza da yaradı. Doğan Hoca hakkında milyonlarca insan gurur duyulacak sözler sarf ederken, bunca mutsuzluğun kaynağını oluşturanlar kimlerdi?

O derdi ki, çiçekleri ezmeyin, ağaç dallarını kırmayın, çocukları merhametli yetiştirin ve daha binlerce söz. Peki ya bunca güzel söz dünden bu yana toplumun tüm kesimleri tarafından paylaşılıyorsa, suç sahibi olanlar kimlerdi?

Bunun cevabı çok basit. Hepimiz… Acımasız bir toplum olduk. Üzülmeyi unuttuk. Zaman zaman vicdanımızı bıraktığımız yerde unutan geniş bir toplum kesimiyiz artık. Bencillikten sıyrılamayan, hümanizmi içselleştiremeyen, başkalarına karşı saygı ve sevgiyi minimumda tutan bir topluluğuz artık.

Umut ne yaptın? Çok acımasız olmuyor musun? diyenleri duyar gibiyim. Hayır acımasız değil. Doğan Hoca’nın naif söylemlerini anlamayan bir topluma, anladığı dilden konuşmak bazen daha iyi bir yöntemdir. Neden mi?

Covid-19 ile başladım yazımın girişine; sağlıkçılar. Bir yıla yakın bir süredir canlarını dişlerine katarak yaşam savaşı verenleri hayatta tutmak için canla başla çalışıyor. Hayatları, pamuk ipliğine bağlı. Ailelerinden uzakta, çocuklarını bir yıldır sevemeyen binlerce sağlık emekçisi var. Daha da ötesi, canlarını bizim için yitiren, onlarca yılda yetişen ve doktorluk ünvanını alan, profesör olan, hemşire, hasta bakıcı olan binlerce değerimizi yitirdik. Empati yaptık mı hayır? Yalnızca haber bültenlerinden gördüğümüz an üzül-müş gibi yapıp, bir sonraki gün hayata kaldığımız yerden devam ettik.

Etkinlik Endüstrisi… Nam-ı Diğer Event camiası. Binlerce işletme bir yıla yakın bir süredir değim yerindeyse kontak kapattı. Depolarda yatan milyar dolarlık malzemeler çürümeye yüz tuttu. Yüzbinlerce etkinlik endüstrisi emekçisi işini-aşını kaybetti. İşletmeler teker teker kapanıyor. Sektör dışından kimse bu değerin farkında mı? Hayır… Yalnız kalan bir sektör, empati yoksunu bir toplumsal sınıfın kendilerine uzanacak eli ve söylenecek bir cümle sözü bekliyor. Empati kurulabiliyor mu? Elbette o da hayır…

Doğan Hoca, o koca dev, öncelikle empati derdi. Empati, o’nun yaşamının olmazsa olmazıydı. Ancak okumaya alışık bir toplum olmadığımız için empatinin genel geçer bir kavram olarak yaşamımızda yer etmesini, ya da entelektüel bir terim olarak arada sırada kullanılmasına sıcak bakan kişiler olarak dillendiriyoruz. Empatiyi…

Doğan Hoca, “Demokratik bir toplum oluşturmak için, önce bireylerin kendi günlük yaşamlarında, diğer kişilerin görüşlerine saygılı ve hoşgörülü olmayı öğretmeleri gerekir” derdi. Sağlayabiliyor muyuz? Hayır.

Ayrıca Doğan Hoca’nın “Bir toplumda kadının ve çocuğun değerini inceleyerek o toplumun ne kadar sağlıklı bir kültürü olduğunu belirleyebilirsiniz” derdi. Bunca kadın cinayetinin işlenmesi, hatta bu katliamların artık sıradan bir hale geldiği süreçten geçiyorsak, artık gördüğümüzde ve duyduğumuzda üzülemiyorsak bile, hepimizin kültürel yönlerinin ne kadar zayıf olduğunu ortaya koymamıza yeter mi? Yeter…

Bunca yaşanılan sıkıntı, sorun ve üzücü haller devam ederken, toplumun çok büyük bir kesimi, salgının yaygınlaşma hızının sorumlusu olarak sıradan halkı işaret eder. Yani, emek göstererek iş yerlerine giden, köylerinden erzak toplayan, sabahın kör saatinde otobüslerle yolculuk yapan insanlar, salgının yaygınlaşmasının en önemli nedeni diye vurgu yapılır. Bunları dillendirenler kimler? Gelir düzeyi standardın üstünde olan, beyaz yakalı, ya da işletme sahibi, iyi üniversitelerden mezun olmuş, bir ya da birkaç yabancı dil bilen pırıl pırıl beyinler. Peki gerçekten sıradan halk salgının yaygınlaşmasında birinci etken mi? (Bence hayır) Neden? Çünkü sıradan halk kayak merkezlerinde dip dibe tatil yapmıyor. Hatırlayalım geçen yaz, tatil beldeleri açıldığında otelleri dolduran kişilerde sıradan halk değildi. Ancak Doğan Hoca’nın yıllarca altını çizdiği kavram olan empatiyi aklımızın ucundan geçirmediğimiz için, bizlerinde salgını aslında yayma hızının, tıpkı emekçiler kadar olduğunu düşünemiyorduk.

Geçtiğimiz günlerde içimi ısıtan bir fotoğraf karesi paylaşmış Sektör dostum Funda Kara. Karın yağdığı ilk gün, hızını alamamış ve cam kenarına kuşlar için yemler dökmüş. Bir sürü kuş, o soğuk havada, Funda Kara’nın kendilerine uzattığı o mis gibi yemlerden yiyerek karnını doyuruyordu. Empati böyle güzel birşey. Bu ve buna benzer onlarca fotoğraf gördüm. Kedilere, köpeklere, kuşlara ve diğer sokak hayvanlarına uzanan elleri gördüğümde, içimde oluşan o kapkara bulutlarda yerini, güneşli günlere bıraktı. Çünkü empatinin nirvanasını yaşıyorlardı o güzel insanlar. Bize de yaşattılar…

Doğan Hoca, tam da bundan söz ediyordu. Yalnızca insanın insana değil. İnsanın hayvana, bitkiye ve yaşadığı yerküreye sahip çıkması gerek diyordu. Çünkü milyarlarca insan, bu devasa ekosistemin birer parçası olarak nefes almaya devam ediyoruz. Birimiz olmadığında, bu sistem çökmeye başlıyor. O’nun dikkat çektiği nokta tam da buydu aslında.

…evet. Türkiye, hatta dünya büyük bir düşünürünü fiziken yitirdi. Ancak, kitapları, makaleleri, sözleri, televizyon programları ve kendine has ifade şekliyle Doğan Cüceloğlu, okuduğumuz ve anladığımız sürece zihnimizin en önemli yerinde yaşamını sürdürüyor olacak. İşte o zaman, gerçekten şiddetten arınmış, empati kurabilen, eğitimin öneminin bilincinde, düşünerek hareket edebilen insanlar olarak yaşama çok daha farklı bakabileceğiz.

Işıklar içinde uyu koca yürekli insan…

Umut Kaya