TÜRSAB Başkanı olsaydım, sendika gibi yönetirdim. Turizm Sektörü, Acenteler ve Turizm Emekçisi Yalnız Bırakıldı! - eventnews.onlineeventnews.online

12 Mayıs 2021 - 02:07

TÜRSAB Başkanı olsaydım, sendika gibi yönetirdim. Turizm Sektörü, Acenteler ve Turizm Emekçisi Yalnız Bırakıldı!

“TÜRSAB bürokratlarını, yayın politikasını hatalı görüyorum. Yani sen bağlı olduğun bakanlık aleyhine yayın yapamazsın. Seversin sevmezsin orada şahsileştirmeyeceksin ilişkileri. Gereksiz polemiklere girmeyeceksin.”

“Yurt dışından gelen, bizi besleyen kaynaklar nakit döviz girdisi. Türkiye’nin üretimlerinde otomotiv’i ağır sanayi olarak düşünürseniz, bunların belki de yüzde 65’i, yüzde 70’i tekrar ithalat a gidiyor. Oradan makineyi motoru alırken tekrar geri ödüyorsun o paranın büyük kısmını. Geriye çok yalın yüzde 100 bizim öz malımız olan turizm kalıyor. Turizmin getirdiği her kuruş Türkiye’nin girdisidir. Hiç çıkışı yok. Bu kadar güzel bir gelir kalemini, Türkiye’nin önemli bir dinamosunu bilmemeleri hatırlamamaları çok talihsizlik midir? bizim beceriksizliği miz midir? onu bilemiyorum ama yani hiç olmaması gereken bir şey aklım gerçekten almıyor.” bu sözler, Lite Turizm Kurucusu ve TÜRSAB geçmiş dönem başkan Adayı Cüneyt Tansu Demir’e ait. Tansu Bey’e gerçekleştirmiş olduğumuz röportaja verdikleri yanıtlar için teşekkür ederiz.

Son Güncelleme :

30 Ocak 2021 - 13:33

EventNewsOnline
TÜRSAB Başkanı olsaydım, sendika gibi yönetirdim. Turizm Sektörü, Acenteler ve Turizm Emekçisi Yalnız Bırakıldı!

“TÜRSAB bürokratlarını, yayın politikasını hatalı görüyorum. Yani sen bağlı olduğun bakanlık aleyhine yayın yapamazsın. Seversin sevmezsin orada şahsileştirmeyeceksin ilişkileri. Gereksiz polemiklere girmeyeceksin.”

“Yurt dışından gelen, bizi besleyen kaynaklar nakit döviz girdisi. Türkiye’nin üretimlerinde otomotiv’i ağır sanayi olarak düşünürseniz, bunların belki de yüzde 65’i, yüzde 70’i tekrar ithalat a gidiyor. Oradan makineyi motoru alırken tekrar geri ödüyorsun o paranın büyük kısmını. Geriye çok yalın yüzde 100 bizim öz malımız olan turizm kalıyor. Turizmin getirdiği her kuruş Türkiye’nin girdisidir. Hiç çıkışı yok. Bu kadar güzel bir gelir kalemini, Türkiye’nin önemli bir dinamosunu bilmemeleri hatırlamamaları çok talihsizlik midir? bizim beceriksizliği miz midir? onu bilemiyorum ama yani hiç olmaması gereken bir şey aklım gerçekten almıyor.” bu sözler, Lite Turizm Kurucusu ve TÜRSAB geçmiş dönem başkan Adayı Cüneyt Tansu Demir’e ait. Tansu Bey’e gerçekleştirmiş olduğumuz röportaja verdikleri yanıtlar için teşekkür ederiz.

TÜRSAB Başkanı olsaydım, sendika gibi yönetirdim. Turizm Sektörü, Acenteler ve Turizm Emekçisi Yalnız Bırakıldı!

Tansu Bey Turizm Endüstrisi size yakından tanıyor. Ancak, röportajımızı ilk kez okuyacak sektör dostlarımız için sizi tanıyabilir miyiz?

Öncelikle ofisimize hoşgeldiniz. Event News’i ağırlamaktan mutluluk duyuyoruz. Kısmet bugüneymiş karşılaşmamız. Gerçe sosyal medyada görüştük ve beraber yayınlar yaptık ama artık yüzyüze birlikte olmak çok daha güzel bir şey gerçekten. Yavaş yavaş pandemi stresini de aşıyoruz gibi hissediyorum. Ben İstanbul doğumluyum ilkokul, ortaokul ve liseyi İstanbul’da okudum. Yine üniversiteyi İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesinde okudum. Daha sonra biz de hani herkes okuduğu işi yapmaz ya. Ben de o kuralı bozmadım ve küçük yaşlarda turizm işine girdim. Yaklaşık 25 – 26 yıldır da aktif turizm hayatım var ve birçok acentelerde görev aldım. İlk olarak transfer hizmeti ile başladım. Biraz İtalyanca’m vardı, zamanla onu geliştirdim. Okuduğum okuldan dolayı biraz Fransızca biliyordum. Bizim okuduğumuz dönemlerde de eğer filoloji bölümüne veya özel okullara gitmiyorsan, bunların dışında Türkiye’de çok fazla yabancı dil olgusu yoktu. O dönemlerde turizme merak saldım ve dil öğrendim. Turizm sektörü de hoşuma gitmişti. Çünkü turizm sektörü yurtdışına açılan bir sektördür. Çeşitli firmalarda idarecilik ve müdürlük yaptım. Askerden sonra, 2001 yılında da kendi firmamızı kurduk. O zamandan beridir de Lite Tur’da devam ediyoruz. Bizim şirketimiz İtalyan pazarı ağırlıklı. Ancak Latin Amerika’dan da turist getiriyoruz. Incoming ağırlıklı bir şirketiz. Gerçi outgoing hizmeti de verdik. Dönemin en büyük devlerinden Turban İtalya’ya 6 sene Türkiye’de hizmetler sağladık. Adı çok bilinen, Türkiye’de en büyük tur operatörlerine Roma’da servis hizmetleri sağladık. Yani daha çok broker hizmeti gibi servis vererek ve ağırlıklı olarak yurt dışından turist getirerek, yani coming yaparak faaliyet alanımızı sürdürüyoruz ve halen de devam ediyoruz.

Latin Amerika özellikle hedef pazarlardan birisi ama zor pazarlardan birisi olma tarafını taşıyor. Özellikle pandemi sürecinde, Latin Amerika pazarıyla ticari faaliyetler nasıl yürüyor? Sorun yaşadığınız oluyor mu?

Latin Amerika mesafeden dolayı zor bir pazar. Tabi biliyorsunuz turizmde en büyük değişim teknolojinin gelişmesiyle birlikte oldu. Teknolojinin sektöre girmesiyle yakın pazarlar da hem haksız rekabet genel turizm pazarını tüketti, hem de bu sistemler acentelerin ticaret alanını daralttı.

Örneğin bir Yunan, İtalyan, İspanyol, Portekizli turist için girip bir şehirde otel book etmek, gidip uçağını almak son derece daha kolay geldi. Eğer organize olarak Almanlar gibi, Ruslar gibi haftalık, 15 günlük veya aylık tatil planları için özel anlaşmalar yapıyorlar. Çok uygun paket sunuyorlar ama bunun dışında şehir tatili konusunda öne çıkan internet siteleri yakın noktalarda çok etkili oldu.

Şimdi biz de bu zorunluluktan nereye gittik? Latin Amerika’ya. Çünkü booking gibi bir olay yok. Mecbur acente kullanılacak. Bir de Latin Amerika kıtalararası seyahat olduğu için; kalitesi, levelı biraz daha yüksek müşteri kesimine hitap ediyoruz. Yani bütün Latin Amerika çalışanları öyle. Ayrıca oradan gelen misafirlerin organize turlarımıza daha fazla ilgi duyması faktörü var. Yani en azından hala acenteler, gerçek işlevleri olan tur hizmetlerini bu pazara çok rahatlıkla sunabiliyorlar. Latin Amerika’da şu an pandemi dolayısıyla Meksika kötü durumda. İnsanlar hala ofislerine işlerine düzgün gitmiyorlar. Kolombiya ve Brezilya biraz daha iyi durumdaydı. Oralarda yavaş yavaş artık iç turizm seyahatleri başladı. Ama hala dış seyahat yok. Latin Amerika pazarından yılın ilk çeyreğinin sonuna kadar düzenli ve organize seyahat beklemiyoruz. Ama belki ilk açılacak pazarlardan biri olacak Ortadoğu ile birlikte açılır diye bakıyoruz. İnşallah da böyle olur ve bu kötü süreci yavaş yavaş aşmış oluruz.

Pandemi süreci turizm anlayışında ne tür değişiklikler meydana getirdi? Özellikle son aylarda ciddi bir daralma oldu bütün dünyada.

Tabi yani Türkiye’de turizm dibe vurdu diyebiliriz. Ülkemiz bir turizm ülkesi ve turizmden 30 milyar dolar döviz geliri vardı. Yöneticiler tarafından farkedilmese de, adı anılmasada bu bir gerçek. Ne değişti peki? Biz çok kriz gördük bu sektörde, hele Türk turizmcisinin yaşamadığı kriz kalmadı.

Özellikle 2020 yılında ki pandemic süreci?

Evet, çok büyük. Darbe girişiminden havaalanı katliamına kadar, Sultanahmet ve diğer bombalı terör saldırılarıyla üst üste korkunç travma yaşayan bir sektör. Ekonomik krizleri de sayarsanız bayağı uzun bir dönemdir dediğiniz gibi 6 – 7 yıldır sürekli krizlerle mücadele eden bir sektör. Şimdiye dek bu kadar uzun olanını görmedik ve bunun en tehlikeli yanı tünelin ucu yok ve bilmiyoruz. Yani ne zaman biter tahmin edemiyoruz. Aşı yaygınlaşmadıkça girdiğimiz karanlık tünelin ucunu görme şansımız yok. Asıl sıkıntı burada. Bu, bütün dünya ekonomileri için böyle. Biz biraz flexible’ız. Yani Türk ticaret insanı, Türk turizmcisi diğer sektörler gibi kendini hadiselere adapte edebilirdi ve bir çıkış noktası bulurdu. Ama bunu münferiden bulurdu. Yani hiçbir zaman bir organizasyon olmadı ne yazık ki. Ne devlet tarafından ne bizler tarafından. Herkes başının çaresine bakacak ve hayatta kalacak şekilde, hayatta tutunmak için bir çıkış noktası kendine yaratırdı. Yani sektörün bu esnekliği var. Tabi bu kadar uzun bir süreç, bize şunu gösterdi, bütün diğer ülkelerde devlet elini uzattı, ekonomik sistem bir şekilde işletmeleri korudu, bizde bu olamadı. Yani tamamen turizm sektörü, acenteler, turizm emekçisi yalnız bırakıldı. Biz bu dönemde onu gördük. Demek ki böyle uzun soluklu bir şey olursa biz yalnızız dedik.

Bir taraftdan da biz sektör olarak kendimizi bizi yönetenlere anlatamadık diye düşünüyorum. Eğer biz kendimizi anlatamadıysak bu bizim ayıbımızdır. Yöneticinin herhangi bir suçu olmayabilir. Çünkü insanlar her sektörü bilmek zorunda değil. Bugün mesela bir konuma gelen arkadaşımız örneğin demir çelik endüstrisi Türkiye’de boyutu nedir bilemeyebilir, gayet doğal. Ama o sektördeki veya kendi kurumundaki insanların bir brifing ile bunu o kişiye anlatması lazım. İşte bizim üretimimiz şudur, tüketimimiz budur, ihtiyaç hasılı vesaire. Turizmi de Türkiye’de bilirler tabi ki bilmeme şansı yok. Çünkü Türkiye’nin ihracat – ithalat dengesini ve açığını kapayan en büyük kalemlerden biri. Yöneticiler bilirler ama hani bunun kökeni nedir? Antalya’ya deniz kum güneşe gelenler kimdir? Turist midir? Acente mi? Hac organizasyonu mu? Uçak bileti satan mı? gibi vb. Tabii bütün bunları nokta atışı bilmeyebilir.

Burada işte bize görev düşüyor, TÜRSAB’a düşüyor, bireysel veya STK’lere düşüyor, bakanlığa düşüyor. Burada bakınız bizim işimiz sadece Turizm Bakanlığı’yla değil, turizm deyince Maliye Bakanlığı, SGK, Ulaştırma Bakanlığı, Türk Hava Yolları, yani birçok kurum ve kuruluş, müdürlük, genel müdürlük, daire başkanlıkları, gibi çok kapsamlı olarak bütün bunlar işin içine giriyor. Yani bir organizasyon olması ve bunu anlaması lazım. Tek bir kurumun anlaması yetmiyor.  Bütün hepsinin aynı anda anlaması lazım.

Öncelikle turizmi tanımlayalım mı? Turizm nedir aslında? Nasıl ifade edilmesi gerekir? Veya hangi içerikleri içerisinde barındırır?

Turizm Türkiye’de 1618 sayılı yasayla tur ve transfer işleri olarak tanımlanmıştır. Bu yasanın kaynaklığıyla TÜRSAB kurulmuş. Tur ve transfer hizmetleri bizim asli hizmetimiz. Bunun yanında Türk turizmi tur ve transferleri yanında IATA olmuş, uçak bileti kesmiş, MICE hizmeti vermiş, etkinlik turizmine girmiş, spor turizmine girmiş. Yani bugün turizmin dalları da değişti. Çok fazla dalı oldu ama temelde turizm deyince tur ve transfer hizmeti yani müşterinin hareketiyle başlanması ile beraber turizm başlıyor ve bu bir turu kapsıyorsa bu bizim işimiz, direkt seyahat acentelerinin işi. Kısaca hem yasal hem teknik tanımı böyle.

Bunu idarecilere nasıl anlatmak lazım? Nerede eksik kaldık?

Bakanımızın bizden biri olması olumlu mu olumsuz mu? Belki de sorun bu ve zaten bakan da onlardan rahatlığı veriyor. Bu çözer. Belki de öyle de oluyor. Belki de bakanımız ne yapsın? çözüm diyoruz çözüm nasıl oluyor nedir? Bir teknik çözüm iki finansal çözüm. Finansal çözüm. Şu an gereken ne acentalara? Teknik çözüm olarak SGK, vergi ötelemesi ve finansal diğer kalemler.

Finansal çözümler sağlanmadı mı?

Yapıldı evet. Bütçenin dışında diğer sektörlerle beraber yani ülkenin genelini ilgilendiren şeyler yapıldı. Ama ikinci konu olan finans desteği yapılmadı. Kaynak verilmeden bir insan 6 ay boyunca ne yiyip ne içecek, nasıl yaşayacak, şirketini nasıl götürecek. Kısa çalışma ödeneğinin uzatılması güzel oldu biz hep savunduk. Ben çıktığından beri dedim bir sürü yetkili ile de görüştüm. Hemen herkesle şahsi telefon görüşmesi yaparak söyledim. Bizim alanımızda gücümüz de bu kadar. Dilim döndüğünce anlattım. Çünkü ben şunu gördüm, taksiciler örneği verdik ya biz toplumsal bir tepki veremeyen sektörüz. Bu kesin. Bunun hiç örneği yok ve de olmayacak. Moral bozmayayım ama belki ticari yapımızdan dolayı ki sonuçta hepimiz şirketlerden oluştuğumuzdan dolayı bir işçi hareketi gibi bir şey olmaz belki ama TÜRSAB’ı bir sendika gibi yönetmek mümkündü. Sırf işçi değil de, işveren sendikası da var. Biz TÜRSAB’ı daha efektif daha verimli kullanabilirdik. Ben hala bunun olmadığı kanısındayım. 30 milyar dolar döviz kesiliyor ve ilk defa Maliye Bakanı açıklama yapıyor, farkına varıyor. Ben maliye Bakanı yerinde olsam defansif de olsa kendini savunmak için de olsa, Dolar ve Euro artıyor ama biz bu hastalık yüzünden turizm gelirimizi kaybettik demesi lazım. Ancak en son aklına geldi. Halbuki ilk aklına turizmin gelmesi lazım, çünkü Türkiye’nin çok da gelir kaynağı yok ki. Diğer türlü onu cover edecek kaynağın olur, o zaman kabul edersin. Hani bizim ne var otomotiv var, biraz yan sanayi ürünleri, var turizm var. Yani Türkiye’nin gelir kalemleri olarak öne çıkan konular bunlar. Ancak turizm, nakit girdi sağlayan çok önemli bir sektör.

Yurt dışından gelen, bizi besleyen kaynaklar nakit döviz girdisi. Türkiye’nin üretimlerinde otomotiv’i ağır sanayi olarak düşünürseniz, bunların belki de yüzde 65’i, yüzde 70’i tekrar ithalat a gidiyor. Oradan makineyi motoru alırken tekrar geri ödüyorsun o paranın büyük kısmını. Geriye çok yalın yüzde 100 bizim öz malımız olan turizm kalıyor. Turizmin getirdiği her kuruş Türkiye’nin girdisidir. Hiç çıkışı yok. Bu kadar güzel bir gelir kalemini, Türkiye’nin önemli bir dinamosunu bilmemeleri hatırlamamaları çok talihsizlik midir? bizim beceriksizliği miz midir? onu bilemiyorum ama yani hiç olmaması gereken bir şey aklım gerçekten almıyor.

Düşünebilir misiniz İran’ın petrol geliri 40 milyar dolar. Bizim 35 milyar dolar turizm girdimiz var. Yani İran’ın petrol geliri gibi bizim de turizm gelirimiz var. Bunu şöyle düşünün İran’ın bir Bakanı petrol girdisini unutuyor. Ne düşünürsünüz?

Turizm Bakanı 50 milyar dolar hedefi koymuştu. Bu mümkün değil mi artık?

Artık rasyonel değil onlar. Tırnak açayım. 2023 hedefleri ile ilgili Dolmabahçe Sarayı’nda sayın bakanın bir sunumuna, toplantıya katıldım. Gerçekten süperdi, Sayın bakanın sunumu da çok güzeldi, çok etkileyiciydi. Verilen rakamları orada biraz abartı buldum. Sonra çıkarken aramızda bir konuşma oldu nasıl buldun dedi, sayın bakanım dedim sizin bütün anlatımlarınız yukarı doğru gidiyor ben çözemedim. Ben hiç böyle bir dönem görmedim. Bu konuyu konuştuğumuzda 2019 yılıydı. 2023’e kaç yıl kaldı şurada dedi. İnşallah bakanım ben yanılırım dedim. Çünkü ben şöyle 3 sene 4 sene parabolün bizim sektör adına yukarıya doğru gittiğine hiç tanık olmadım, ondan önce de şahit olmadım. İnşallah bakanım dedim.

Bu süreç bittiğinde neler olacak?

Kaderine terk edilmek çok kötü bir şey. Bu süreç  bittiği zaman, umuyoruz bitecek. Biraz da insanlar artık alışkanlıklarını değiştirerek yaşamaya da alışıyor. İnsanoğlunun tabii böyle bir refleksi de var. Biz harekete başladığımız zaman yani ekonomik sistemler akmaya başladığı an Türkiye’de emin olun herkes geriye dönüp baktığında çok büyük bir enkazla karşılaşacak.

Açalım mı biraz onu?

Tabi ki şahıslar için, şirketler için, belediyeler için ülkeler ve bakanlıklar için hepimiz şu an ne yapıyoruz biliyor musunuz? Enkazları görmeden yürüyoruz. Hayatımızdaki enkazları da görmeden. Şimdi bu süreç bittiği zaman ne olacak? Gerçekle yüzleşeceğiz. Faturası gelecek yani. Tamam biz şu an doğal olarak yaşıyoruz ama hepsinin faturası gelecek.

Nasıl bir durum bekliyorsunuz pandemi geçtikten sonra?

Çok vahim. Yani o hesaplaşma dönemi çok kötü olacak. Şu an şunu yapıyoruz biz “Evet pandemi var koronavirüs var iş yok böyle devam ediyoruz” tamam devam ediyoruz da hepimiz bir enkazla devam ediyoruz. En sonunda artık bu işi toparlayalım dediğimiz anda diyorum ya şahsi olarak, ya da ailesel olarak da şirketsel olarak da yönetimsel olarak da herkes  büyük bir enkazla karşılaşacak.

Ortaya çıkan şirket birleşmeleri için neler söyleyeceksiniz?

Refleks olarak yaşayabilmek için bu birleşmelerin ortaya çıkması doğal bir sonuç. Rakamsal olarak Türkiye’nin zengin sınıfının yüzde 20’si bitti yok oldu deniyor. Zengin sınıfın yok olması, yani belki sülalesinde mal varlığı var ama çalıştırdığı işçilerin işine son vermesi manasında söylüyorum. Bunun zayiatı altında nasıl kalınacak? Çünkü yüzde 20 dediğiniz çok büyük bir rakam ve hangi varlıklı kısım yani yukarıdaki kısım mı alttaki mi ortadaki mi? Yani bunun getirdiği bir sıkıntı var ikinci olarak turizm sektörü durdu. Döviz girdisi durdu. Bakınız Dolar ve Euro sürekli dalgalanma içinde. Bunun getirdiği bir sıkıntı var.

Neden? Çünkü Türkiye yurt dışına TL borçlanmıyor. Dolar-Euro borçlanıyor. Kazancı ise TL. Yani burada TL üretiyorsun Dolar-Euro ödüyorsun. Bu aşırı fark olduğu zaman senin borcun ülke olarak günbegün katlanıyor. Şimdi bunların hepsi bize fatura olarak gelecek. Yani bu sıkıntılı sürecin iyi yönetildiğini de düşünmüyorum. Bu durum Türkiye’yi hangi dinamiklerle de yönettiğinize bağlı. İnşaat çerçevesinden ülkeyi yönetiyorsanız, tüketim üzerinden ülkeyi yönetiyorsanız zaten orada da bir sıkıntı başlıyor. Bizim üretim değerleri üzerinden çoktan politikalarımızı oturmamız lazımdı. Ürettikten sonra tüketmek daha kolay. Ama temelde tüketimi baz alarak ekonomi kurarsanız o çok çabuk da çöküyor. Sağlam dinamikleri dolmuyor. Ondan sonra sürekli onu beslemek zorunda kalıyorsunuz. Yani tüketim dengesini koruyabilmek için. Daha sonra bu da bugün gördüğümüz sağlıksız ortamı getiriyor.

Yani bu görüşe göre çan eğrisinin aslında son noktasına gelmiş durumda diyebilir miyiz?

Belki daha vardır. Çünkü Türkiye büyük bir ülke. Aslında bir çok konuda çok zengin bir ülkeyiz. Dayanma gücümüzde var. Ama diyorum ya insanları çok yıpratan bir süreç. Bu süreç sağlıksız yönetildiği zaman bence en büyük psikolojik baskı ortaya çıkıyor. İnsanlar geleceğin ne olacağını öngöremiyor. Umut Bey, bu daha kötü bence. Şunu çıkıp demiyor devlet: “Korkmayın! ben arkanızdayım”. Kanada başbakanı dedi. işte belki bir şey yapamaz ama bunu demek önemli bir şey. Bizde diyen oldu mu? Hayır!

Size şu iki konuyu sormak istiyorum. Bir tanesi turizm Türkiye’de kurumsallaştı mı? İkincisi Türkiye nitelikli turizm hizmeti sağlıyor mu?

Bence ikisi de doğru. Türkiye’de turizm kurumsallaştı. Ama acentalar sayesinde, otelciler ve emekçiler sayesinde kurumsallaştı. Diğer kurumlardan bir beklentide bulunmamak lazım. Kurumsallaştı, çünkü şu var Türk turizmcisi bunları büyük özveriyle kurdu. İnsanların şahsi özverisi ile ortaya çıkmış bir durum. Turizm emekçilerinin şahsi özverisi ile oluştu.  Ben bazen gölge etmeyin başka bir şey istemem. En ufak örnek olarak devlet, bizim transfer yapan aracımıza sahip çıkamıyor. Bize turistleri gezdirebileceğimiz sağlıklı şehirler sunamıyor. Sağlıklı trafik ortamı sunamıyor. Bunları planlayacak ve turizm için bunları yapalım diyecek bir mekanizması yok. Şimdi böyle bir sistemden umut beslemediğin zaman kendi çözüm yolunu buluyorsun. Türkiye onu yaptı. Yani kısaca kurumsallaşma bizim meslektaşlarımız sayesinde oldu. Mutlaka TÜRSAB’ın da katkıları var. Eksik de olsa katkıları var.

Mutlaka darken? Bu katkı eksik mi?

Eksik. Şöyle eksik, TÜRSAB’ın yönetimiyle ilgili konuşuyoruz ama şöyle bir sorunu var, TÜRSAB kendi içinde devasa bir organizma olmuş artık. Kendi içindeki sorunları çözmeye çalışmaktan, onlarla uğraşmaktan artık acentaların sorunlarını çözemez hale gelmiş. TÜRSAB ‘ın asli işlevi acentaların sorun ve sıkıntılarına kamuoyuna ve yöneticilere duyurmak. Ama TÜRSAB kendi sorunlarından dolayı uzun zamandır bu işlevini sağlıklı yerine getiremiyor. O nedenle de bu iş şahıslara kalıyor. Daha çok pazarları domine eden şirketlere kalıyor. İkinci soru, nitelikli turizm bence Türkiye’de var. Başta servis sektörümüz. bu konuya şöyle bakmamız lazım, parametremiz turizmde Akdeniz çanağı  yani bizim rakiplerimizin bulunduğu bölge olması lazım.

Akdeniz çanağındaki rakip ülkeler olan Portekiz, İspanya, Yunanistan, İtalya ve Mısır’ı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Akdeniz çanağında en nitelikli turizm servisini Türkiye veriyor. Hem personel eğitimi olarak, hem tesisler olarak. Bizim tesislerimiz çok daha düzgün, daha güzel ve daha temiz. Tabi İspanya ile oranlar sanız daha sonra yapılmış. Doğa ile uyumlu Mavi Bayraklı plaj sayımız daha fazla. Bütün Akdeniz çanağında en turistsever personel Türkiye’de var ve işini severek yapıyor. Aslında genelde Türk insanı işini severek yapar. Ben nitelikli turizm yaptığımıza eminim ve rakiplerimizin hepsinden öndeyiz. İspanya’da ve İtalya’da turizm geliri bizden yüksek. Biz ancak doldur boşalt Mass turizmi ile Block turizmi yapabiliyoruz. Şehirlerimizde güvenlik sorunu var. Polisler meydanlarda havaalanlarında durmuyor. Önemli turistik noktalarda durmuyor. Aksine İspanya’da her meydanda 2 tane 3 tane yanan ışık görürsün. Devletin gücünü görürsün. Polis de direkt müdahil olur, uzaktan bakmaz. Biz de zaten çoğu memur dil bilmiyor. Taksicilerle çok sorun yaşanıyor ve bunu çözemiyoruz. Turizm sezonunda her hafta, her 15 güne bir kandırılan bir turist, dövülen sövülen bir turist ile karşılaşıyoruz. Artık bunu çözmek gerek. Şehir meydanlarına 150 bin tane polise maaş ödeyip de İstanbul’daki 6-7 tane yere birer devriye arabası koyamıyorsak demek ki bir sıkıntı var. İçişleri Bakanlığı’da, devlet de soracak niye ben polisimi nöbet yerinde tutamıyorum diye. Şu Taksim’e gidin belediye duruyor çevik kuvvet duruyor zorunlu olarak belediyenin arabası duruyor bir tane bile ekip yok. Ne trafik ekibi nede normal ekip var. Yani orada o ekibin ışığı gözükecek. Sultanahmet’te gözükecek, havaalanının çıkışında girişinde gözükecek. Sadece önemli biri geçtiği zaman yerinde duruyorlar.

Hem kurumsallaşma, hem nitelik, hem de yurtdışı pazarlarda daha iddia sahibi olmamız açısından şunları yapmamız gerekir dediğiniz noktalar nelerdir? Maddelerle anlatır mısınız?

Çok fazla şey var. Mesela yıllarca bütün sektörler devletten KOSGEB’den fuar desteği aldı. Ama biz hariç yani koskoca turizm sektörü hariç. Uluslararası fuarlarda turizm hariç hepsine destek verildi. Halıcıya, dericiye, inşaatçıya vs. UKOME’de taksicilere minibüsçülere yer verilirken tur operatörlerine transfer araçlarına yer verilmedi. Turizmin kaderi başkalarına bırakılıyor. Mesela taksiciler ve minibüsçüler turizmin kaderini belirliyor. Bunların da çok büyük kısmı turizmden anlamıyor. Seninle ilgili kararı onlar veriyor. O nedenle biz daha yeni yeni giriyoruz. Mesela yeni havaalanında dediler ki bize siz turistleri karşılayacaksınız. Ama sadece deklere ettiler yani bu işin muhatapları ile konuşalım demediler.

Seyahat acenteleri?

Tabi onlar da. En sonda bizim otobüslerimiz. Yazık günah değil mi bu turiste. Daha yakın bir park yeri verilebilir. Park yerinin kısmında tente bile yok havaalanına söyledik. Bu utanç verici bir şey. İnsan hiç olmazsa üzerinde bir baskı unsuru hissetmiyorsa en azından bir milli değer olarak ülkesinin turizmine, ülkesinin gelirine saygı gösterir. En azından sorar.

Sektör temsilcilerinin şu andaki birlikteliği nasıl sizce? Pandemi sonrasında nasıl hazırlanılıyor mesela? Güçbirliği yapanların yanında işyerlerini kapatanların sayıları da oldukça yüksek.

Acentalar açısından en temel sorun erken rezervasyonlardır. Yani para toplamış outgoing yapan meslektaşlarımız acentalar ve şimdi erken rezervasyon indirimi adı altında bir ön ödeme alıyorlar. Bu sistem son dönemlerde Türkiye’de gelişti. Şimdi bunlar yüklü paralar 10 bin kişiden alan var, 5 bin kişiden alan vari 100 – 150 bin kişiden para toplamış olan var. Şimdi böyle bir çakılma da düşünün ona göre bir yatırım yapıyor, uçak blokajı alıyor, otel alıyor o firmalar ve otomatikman sistem durduğu zaman, onlar da duruyor. Sonra da parasını geri iade etmek zorunda kalıyor. Şirketler bunları ileriye dönük finansal kaynak olarak görüyor. Tabii bazı firmaların bu konuda her zaman geri ödeme gücü mümkün olmuyor. Bu dediğim birçok firmada büyük bir sorun ve büyük bir dert. Bunu çözmek lazım en azından onlara soluk aldıracak önlem getirmek lazım. Ayrıca müşteriyi sakinleştirmek lazım.

Avrupa’da nasıl oluyor bu sistem?

Avrupa’da ödeniyor genelde. Örnek olarak pandemi sürecinde Alman devleti 1 milyar Euro Verdi.

Turizm sektörü garanti olarak mı algılanıyor?

Gerçekten çok keskin şeyler yaşadık. Yani öyle çantada keklik değil hiçbirşey. Evet insanlar kendi özel çabalarıyla büyüttü bu sektörü ama sen de hiç destek vermezsen azaldığını hissetmezsin. Bakın size şöyle bir tehlikeden bahsedeyim. Bu da hiç bahsedilmeyen çok önemli bir nokta. Eğer sen Türk tur acentalarını, Türk operatörlerini yok edersen, sadece yabancıların getirdiği organizasyonlara kalırsın. Tabii ki bir coğrafi değerin var ama mesela Almanya’ya turisti sırf Öger, Tui, Neckermann getirir. Öbür taraftan örnek veriyorum Rusya’dan Rus operatör getirir yani Türkler piyasadan çekilirse büyük sorunlar ve sıkıntılar peşi sıra yaşanır.

Yani dışa bağımlı bir turizm kalır ortada?

Doğru, tamamen yüzde 100 dışa bağımlı bir turizm haline gelinmesi hayal değil.

Ne kaybederiz?

Çok şey kaybederiz. Öncelikle sıcak para dışarı gider. Türkiye’de kalmaz ya da ancak gerektiği kadarı yani çok azı kalır.

Dijitalleşme bunun neresinde?

Dijitalleşme zaten paranın büyük bir miktarını aldı. Bak şimdi ne oluyor booking’e giden para sana gelmiyor ki. Ne oluyor? Yine otele bir şeyler ödüyor ama bütün asıl kazancı dışarı gidiyor. Diyorum ya yine otelin kendi yapısı gereği mutfağına aldığı malzeme aldığı personel o bölgeden olmak zorundadır. Acentada, aracılık hizmeti yaptığın için parayı istediğin yerde toplaya biliyorsun. O zaman kontrol mekanizması zaten senden gitmiş oluyor. Düşünün hadi kötü bir senaryo kuralım A tur operatörü, bir buçuk milyon kişiyi getirdi bir sezon ödeme yapmadı ne yapacaksınız? Bitik olur. Aldı adam parayı da. Türkiye’ye da yolladı uçak kontratlarını yaptı otel kontratlarını yaptı. Kim hayır diyecek?

TÜRSAB’ı konuşalım mı biraz? Pandemi sürecini konuştuk acentelerin durumunu vs. TÜRSAB bu süreci nasıl geçiriyor? İyi bir imtihan sonucunu ortaya koyabildi mi? Bundan sonraki süreçte neler konuşuyorsunuz yani ne tür hazırlıklar var?

Umut Bey siz de biliyorsunuz Ben TÜRSAB’da görev aldım. Zaten şu andaki seçilen yönetimin değişim hareketinin içindeydim. Burada şuna bakmak lazım biz eski yönetime çok taş attık Başaran Bey döneminde. Hakikaten büyük bir borç yükü ile devraldık yönetimi. Ayrıca bina sıkıntılı durumda mahkeme kararı neticesinde. C1 Vizesi gitti elden. Burada ben şunu düşünüyorum acaba çok mu haksızlık yapmışız? Gerçekten eski yönetimlerden Başaran Bey’in çok büyük emeği var. Şahsi bağlantıları var. Ancak acentaların temsili yönünden iyi miydi değildi o net. Yine de TÜRSAB’ ı kendi mekanizması içinde güçlü bir kurum haline getirdi. Şimdi biz bunları kaybettikçe anlıyoruz. Bizim şimdiki yönetim yani değişim hareketindeki arkadaşlarımızın oluşturduğu yönetimde bunu biraz ön gördüm zaten. Bunu hissettim ve çekildim.

Ben Lütfi Kırdar Yönetim Kurulu’ndaydım. Birçok parçasında da bulundum yönetimin. Garibaldi kompleksinin yönetiminde de bulundum bir dönem. Orada da başarılı işler yaptık ama bir şeyi gördüm. Biz işi çok dışarıdan izledik, sahiplenip bunu başaralım diye gitmedik. Belki de bunda herkesin işinin gücünün yoğun olmasının etkisi de var. Tamam da bu şekilde de olmuyor işte. Biz ne dedik? Bu binada oturuyoruz karşıdaki 6 tane villadan yönetici seçiyoruz. Bunu söylememin nedeni aslında buradaki yapıyı şahsileştirmeden anlatmaktı. Senin oturduğun apartmanı o adam bilmiyor ki. O adam villadan geliyor, sırayla biz seçiyoruz ve sonrada üzülüyoruz, “Bizim derdimizi anlamadı” diye. Yahu o adam senin apartmanında yaşamadı. Sen kobisin, 12 bin acentadan birisin TÜRSAB üyesisin, ama TÜSİAD standartında yönetici seçiyorsun.

Yani sınıfsal fark mı var?

Biz en son seçimlerde seçime girenlerin konaklaması uygulamasını kaldırdık. Güç dengesi olmadığı için doğal olarak karşıdaki villada yaşayan adam kazanıyor. Senin bu binadan yönetici seçilme şansın yok. Biz zaten bu şarkıları sürekli dile getirdik ve seni senden biri olmayan kişi yönetince de ne kadar iyi niyetli olursa olsun efektif çözümler yaratamıyor. Bunu şöyle kabul edebilirdik. İyi danışmanlarla, iyi analistlerle, iyi raporlarla mesela. Ama bu da yapılmadı. TÜRSAB’da bunu yapacak biri kadroda olmadı. Bu nedenle de şimdiki zayıf durumuna geldi başkanımız. İyi bir şeyler demeye çalışıyor, yapmaya çalışıyor ama ben onun geldiği ortamı TÜRSAB yapısını iyi bildiğim için şu dönem fazla bir şeyde yapamadılar. Çok silik kaldı, güçsüz kaldı ve herkesin bildiği bir şey bakanla araları bozuk.

Bu konuyu açabilir misiniz biraz?

TÜRSAB bürokratlarını, yayın politikasını hatalı görüyorum. Yani sen bağlı olduğun bakanlık aleyhine yayın yapamazsın. Seversin sevmezsin orada şahsileştirmeyeceksin ilişkileri. Gereksiz polemiklere girmeyeceksin.

Çıkış noktası bu mu oldu?

Tabi bence öyle. Bağlı olduğum bakanlığa ve bakana karşı pozisyon belirlemek biz ticaret yaptığımız için hem gereksiz hem de güç gösterisinde bulunmak anlamsız. Yani sen ona bağlısın onunla birlikte birtakım işleri başarman ve yapman lazım. Gereksiz şeyler oldu ve yapılmasa iyiydi. Bundan sonra nasıl olur umarım çözülür, insanlar bir mutabakat noktasına umarım varırlar. Yani şahsi hırslara, şahsi güç gösterilerine gerek yok. Bizim amacımız orada bir şey ispat etmek değil ki sektörümüzün rayına girmesi, sektörün temsil edilmesi.

Ben de şunu sormak istiyorum. TÜRSAB’ın belirttiğiniz çıkışlarıyla birlikte bakanlık da hatalı bir çıkış yapmış olmuyor mu? Yani iki kurum iletişim problemi yaşarken bu tıkanmışlık durumu sektöre zarar vermiş olmuyor mu?

Anladım. Bakanlık bürokrasisi ağır ve hantal. Bakanlıktan efektif bir çözüm hiçbir zaman bulmadık ve görmedik. Ertuğrul Bey döneminde çok efektifti. Ben Ertuğrul Günay dönemini çok başarılı buluyorum. Gerçekten bakanlık ile TÜRSAB uyumunun da iyi olduğunu düşündüğüm bir dönemdi. Ama bundan sonra bu durum sürdürülmedi. Ben çok umutluydum çünkü mevcut bakanımız hem sektörden hem de değişim hareketindendi. Firuz Bey ve şimdiki bakanımız ve ben üçümüz bir seçim mesaisi yaptık beraber. Daha iyi olmasını beklerken daha kötü oldu. Tabii bunda kim ne kadar suçlu bunun tahlilini yapamayız. Bu konuda yargıya varmak zor. Gönül isterdi ki TÜRSAB bu noktaya getirmesin. Bağlı olduğun bakanlığa uyum göstermek gerekirdi. Daha işten çözülebilirdi o zaman.

Siz de aday oldunuz?

Evet oldum.

Sizin adaylığınızın süreci bayağı iddialı ve aslında demokrasiyi içerisinde barındıran bir süreçti. Çok iyi bir çıkış yapmıştınız. Siz olsaydınız TÜRSAB nasıl olurdu? Nasıl yönetilirdi?

Bir kere ben orayı sendika gibi yönetirdim biz şöyle konuştuk ve yaptık. Bir şans verelim ve deneyelim dedik. Diğer adaylarla birleşelim kararı aldık Umut Bey. Yani 3 adaydık ve 3 aday birleştik. işin doğrusu ben diğer adaylara şunu söyledim. Ben oy potansiyelimi bilmiyorum. Sizi de bilmiyoruz. Çünkü bunu daha önce sınamadık. Ama eğer biz efektif çalışabiliriz diyorsanız birleşelim. Ama yok biz seçim kazanalım diye düşünüyorsanız birleşmeyelim. Yani belki benim oyum 10 kişi olabilirdi ve değmezdi. O zaman nasıl çözelim? O halde burayı biz sendika gibi yönetelim dedim.

İş verenler sendikası gibi mi?

…veya işçi sendikası olur. Başarılı bir sendika olsun da yeter işçi olsun ya da başkası fark etmez. Ben 6 ay 7 ay Ankara’da kalmaya razıyım. Bir hukuk ekibi ile gidelim bakanlığa dedim. Yeni yasa çalışmalarında bakanlıkta bulundum görev aldım Umut Bey. Bakanlığın işleyişini de az çok biliyorum. Biraz zor ama gideceksin bakanlığın kapısının önünde, elinde çantayla biraz bekleyeceksin. İşler Ankara’da öyle gidiyor ne yazık ki. Bakan da sıkılacak, bu ne geliyor burada 5 gündür diyerek böylece her bakanla görüşme fırsatı bulursun. Ben dedim hepsini beklerim sabır gösteririm, raporları sunup takibini yaparım. Gidebildiğimiz yere kadar bu işin tepesine kadar da giderim. Siz şahsi bir beklentiniz olmadığı zaman herkese karşı rahatsınız. Ben de hep öyle bir adam oldum. İlişkilerimde zaten çok rahatlıkla gelişiyor. Kimseden şahsi bir beklentim de olmadığı için bu zamana kadar, herkesin koluna da girerim görev ve yetkisi ne olursa olsun.

Çünkü istediğimiz herşey sektörümüz için ve ülkemiz için. Kollektif başarıya inanmazsanız zaten başarı gelmiyor. Biz de dedik ya hani Doğu toplumlarının bir handikapı kadın-erkek ayrışması diye. Bir diğer handikapı da kollektif başarıya inanmamamız. Yani bize tuşunu diyoruz motorlu polis yolunuzu açsın demiyoruz ki bütün trafiği çözelim, hepimiz evimize rahat gidelim. Bunun olabileceğini Türkiye ispatladı zaten. Biz bunu yapardık. Şu süreçte devlette de para bitti. Ben olsam devlet de para bitmeden turizme kanalize ederdim. Yani giderdim her yerde durumun vahametini anlatırdım. Bu işin vahametini önemini toplum için ülkemiz için geleceğimiz için anlatırdım. Israr edeceksiniz. Biz mesela seçim öncesi KOSGEB ile görüştük. Kredileri hazırladık gerçekten 50 – 60 bin TL her acenteye hazırlamıştık. ,

Üstelik çoğu da hibe ve karşılıksız. Daha büyük bir kesimi de faizli normal krediydi. Bunların havuzlarını hazırladık. TÜRSAB’da bana dediler ki bunları anlatıyorsun ama bunlar olmaz. Dedim ki olmaz dersen hiçbir şey olmaz. Türkiye’de bir gazeteci vardı Mehmet Ali Birand. Obama’yla da görüştü, Yaser Arafat’la da. Allah rahmet eylesin sağ olsun. Bugün yaşasaydı Trump’la da görüşürdü. Neden çünkü herkesle görüştü. Kim o zaman önemli ise herkes ile görüştü. Bak ondan sonra bitti, hiç kimse hiç kimseyle görüşemiyor. Biz ancak çeviri okuyoruz. Demek ki gazeteci var gazeteci var. Bir insan bir işi yapabileceğine inanırsa o işi yapar. Yeter ki iste neden yapamayasın? Ayrıca istediklerimizin hiçbiri anormal değil ki. Turizmin dizayn edilmesi ülke için gençlerin geleceği için o kadar önemli ki bunu istiyoruz. Biz seçime de saygılıyız. 1000 oy fark yedik ama 501 kişi bize oy atsaydı biz yönetirdik. Yeni acentalar anlamadılar. Yeni acentalar, kahvaltılar yemekler vs aynı Başaran Bey dönemindeki gibi. Seçim politikaları birbir aynı. Biz bunların hepsine karşıydık. Biz de diyordu ki o zaman çalıştay yapalım, gerçekten fikirler uçuşsun havada, kahvaltılar değil. Elbette çayımızı kahvemizi de içelim ama fikir bazlı meslektaşlarımız ile beraber iletişim bazlı bir şeyler olsun. Aynısı tekrarlandı biz onda da hayal kırıklığına uğradık. Hani Rusların matruşkalar var ya açıyorsun içinden daha küçüğü çıkıyor. Ben işte öyle hissettim. Yani her şeyin aynı olması bizi hayal kırıklığına uğrattı. Biz daha kaliteli daha yapıcı daha aktif daha faaliyeti düzgün bir yapılanma bekliyorduk onlar olmadı.

Yine aday olacak mısınız?

Şu süreçte Türkiye çok sıkıntılı. Hiçbir şey diyemiyorum ki. Acaba TÜRSAB olacak mı? Tabi ki olur. Hangi pozisyonda konumda olur bilemiyorum ama devam eder. Adaylık da zor bir süreç.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.