eventnews.online

Sürdürülebilir bir dünya isterken nerede yanlış yaptık?

Önemini bilen bilmeyen, müşterisine şirin gözükmek isteyen, tüketicisi ile barışık olmaya çalışan, kullanıcı dostu olmaya gayret eden her marka Dünya Çevre Günü’nde bir şeyler yapıyor. Çarpıcı görseller, duyurular, gif’ler, dikkat çeken alıntılar, paylaşımlar, konuşmalar, etkinlikler artık akla ne gelirse…

Bunların hiçbiri gerçek anlamda işe yaramıyor; yere çöp atmamayı “çevrecilik” sanan bir kuşak ve “atarım, kime ne” kafasında bir millet ile bu iş zor! Zaten biz de yüzyıllardır görmezden gelinen doğanın yok oluşuna seyirci kalmayı sürdürüyoruz. Oysa #sürdürülebilir bir dünya istiyorduk, nerede yanlış yaptık?

Sürdürülebilir bir dünya isterken nerede yanlış yaptık?
Hakan Türkkuşu
Hakan Türkkuşu( [email protected] )
2214276
26 Haziran 2020 - 9:37

Önemini bilen bilmeyen, müşterisine şirin gözükmek isteyen, tüketicisi ile barışık olmaya çalışan, kullanıcı dostu olmaya gayret eden her marka Dünya Çevre Günü’nde bir şeyler yapıyor. Çarpıcı görseller, duyurular, gif’ler, dikkat çeken alıntılar, paylaşımlar, konuşmalar, etkinlikler artık akla ne gelirse…

Bunların hiçbiri gerçek anlamda işe yaramıyor; yere çöp atmamayı “çevrecilik” sanan bir kuşak ve “atarım, kime ne” kafasında bir millet ile bu iş zor! Zaten biz de yüzyıllardır görmezden gelinen doğanın yok oluşuna seyirci kalmayı sürdürüyoruz. Oysa #sürdürülebilir bir dünya istiyorduk, nerede yanlış yaptık?

Hakan Türkkuşu

Nerede yapmadık ki?

Doğanın insana ve tüm canlılara yaşam alanı olsun diye sunduğu yeryüzü kirletildi, toprak zehirlendi, flora ve fauna alt üst edildi, nesli tükenen türlere her gün yenileri eklendi, ormanlar yakıldı, ağaçlar söküldü, hayvanlar acımasızca avlandı, doğanın zenginliği olan çeşitlilik yok edildi…

Dünyanın neredeyse dörtte üçünü kaplayan okyanuslar, denizler, göller, nehirler hatta gözden uzak yeraltındaki sular bile kirletildi. Zehirli atıklar, bir araya geldiğinde nasıl reaksiyonlar başlatacağı bilinmeyen kimyasallar, akışı engellenen akarsular, sayısız canlıyı barındırdığı bilinirken kurutulan durgun sular, içilemez suları evlere taşıyan su şebekeleri dünya nüfusunun neredeyse yarısını iyi sudan mahrum bıraktı.

Toprağa serpilen, sulara dökülen zehirli kimyasallar havaya da savruldu, dünyanın varoluşundan buyana yerinde duran ve dünyayı yaşanır kılan atmosfer bile yok oluş sürecine girdi. Zararlı ışınları engelleyen tabakalar delindi, sayısız insan cilt hastalıkları ve kanser ile tanıştı. Sonsuz bir kaynak olduğu iddia edilen nükleer enerji, ehil olmayan ellerde sakat doğumlara, kayıp nesillere ve doğada yüzlerce yıl sürecek kayıtlara sebep oldu.

Yaprak resmi basılı poster, su damlası olan duyurular ile mesele çözülür sanıldı. Eğitim kurumları “çevreci” olmanın gereğini kavradı belki ama öğrencilerine anlatamadı. Ticari işletmeler süreklilik” esas diyerek fütursuzca daha fazla tüketti, kayıtsızlıkla daha fazla kirletti. Kamu kurumları itiraf etmek gerekirse en istikrarlı olanlardı, konuyu en başından bu yana hiç ciddiye almadılar!

Nerede yanlış yaptık?

“Sürdürülebilir bir dünya istersen nerede yanlış yaptık?” benim de konuşmacı olarak katıldığım, Yeditepe Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinliğin ismi olsa da

aslında meselenin özünü anlatıyor. Aslında konuşmaya da gerek yoktu belki, çünkü işin kısa yoldan anlatımı için elimizde “nerede yapmadık ki” sözünden başka söylenecek bir şey yoktu…

Etkinliğin moderatörlüğünü Yeditepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Mühendislik Fakültesi – Gıda Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Fatma Yeşim Ekici üstlendi. Benden sonraki konuşmacılar; Yeditepe Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekan Yardımcısı, Mimarlık Bölümü Başkanı Doç. Dr. Ece Ceylan Baba ve Yeditepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Yerel Yönetimler ve Yönetişim Yüksek Lisans Programı Bölümü Başkan Yardımcısı Dr. Barış Gençer Baykan dijital platformda gerçekleştirilen etkinliğe değer kattılar.

Ece Hoca, yanlış kentleşmenin getirdiği çarpıklıktan girip herkesin iftihar ettiği muazzam alışveriş yerlerinin aşırı enerji tüketimi ve inanılmaz boyutlara ulaşan karbon ayak izinden çıktı. İnsanların uygarlık göstergesi olan mimarlığı ne hale getirdiğini örnekledi.

Barış Hoca da konuyu toplumsan açıdan ele alıp insana kadar indirgedi. Yeri geldi koca devlet liderlerinden daha etkili olan küçük kız Greta’dan bahsetti yeri geldi yapılanların yetersizliğe işaret etti.

“Sürdürülebilirlik ilk öğretim programında bir ders olmalı”

Benim tezim de buydu; sürdürülebilirlik ilk öğretim programının içinde okutulan bir ders olmalı. Yeditepe Üniversitesi’nde COMM106 koduyla verdiğim Sürdürülebilirlik dersi, 18-25 yaş grubunun bu konudaki temel bilgileri edinmek ve altyapıya sahip olmak için ne kadar geç olduğunu anlamamı sağlamıştı.

Sürdürülebilirlik, günümüzün en popüler kavramlarından biri. Çevre denildiğinde akla ilk o geliyor, doğa-insan-ekonomi arasındaki uyumu anlatmasına karşın çalışma konuları bunlar arasındaki çatışmalar oluyor…

Sorunlar neredeyse 250 yıl öncesine dayanıyor (Watt, 1769) Endüstri 1.0 bunun en belirgin örneği.

Birleşmiş Milletler de bu konuya neredeyse 50 yıldır (Stockholm, 1972) kafa yoruyor.

Bu konular arasında #fakirlik var, #açlık var. Fakirlik denilince yakın çevremizdekiler veya göz menzilimizdekiler referans olmasın, günde 1 Amerikan Doları ve 90 cent’in altında, aylık 55 dolarlık gelir ile hayatta kalmaya çalışanlar var. Bu tutar, kaba hesapla 400,- TL bile değil. Başka bir ifade ile ülkemizde yüksek eğitime devam eden ve burs alan bir öğrencinin eline “takviye” olarak geçen miktar. Oturduğumuz yerden “yetersiz” dediğimiz bu katkı, başka bir coğrafyada söz gelişi Safra Çölü ve güneyinde yaşayan insanlar için hayata tutunma bedeli. Bu açıdan bakınca çok acı ama dünya nüfusunun yüzde 10’u bu durumda ve sayı 1990 yılından bu yana da sürekli artıyor.

Konu onlarca yıldır gündemde ama uluslararası toplumun kayıtsız kalması söz konusu. Açlık ve açlıktan ölüm varken kayıtsız kalman en büyük yanlış elbette. O yanlış bugün de devam ediyor, aklımızdan bile geçmiyor günde bir paket sigara içmezsem ya da bir fincan kahve tüketmezsem uzaklarda bir yerlerde bir insan bir ay daha yaşayabilecek!

İşsizlik ve eşitsizlik, buradan başlayıp dünyanın her yerine ulaşan sorunlar arasında liste başı. Siyasi iktidarların belirlediği ve benimsediği ekonomi anlayışları yanlıştı,

toplumun benimsediği ve maksadı aşan cinsiyet farkı anlayışı yanlıştı. Her iki alanda yapılan yanlışlar bugün de sürüyor.

Sağlık ve eğitim başta olmak üzere pek çok mesele var, bir o kadar da yanlış elbette…

Sağım solum önüm arkam “sobe”, pardon “yanlış”

1990’da her gün ortalama 17 BİN çocuğun, sadece o yıl 6 MİLYON 200 BİN çocuğun, 5 yaşın altında öldüğü bir dünya var. Bu, benim kitabımda dünyada “doğru” yok anlamına gelir. Bu türden sayısız yanlış ile dolu dünyada anlatılan başarı öyküsü ne biliyor musunuz? İroniktir; “5 yaş altında yılda artık sadece 5 MİLYON 400 BİN ÇOCUK ÖLÜYOR.” Başarı kabul ettiğimiz en acımasız yanlış da bu bana göre…

Sayılar çok net, hepsi BM kayıtlarında mevcut, paylaşıma açık dokümanlara internet üzerinden kolaylıkla erişebilirsiniz. Ama işinizi kolaylaştırayım, sizi Türkçe söylediğim bu ifadenin satır arasında götüreyim, götüreyim ki nerede yanlış yaptığımız daha iyi anlaşılsın; cümle şu “bu yıl 5 yaşın altında 5 milyon 400 bin çocuk öldürdük”!

Açlıktan öldü bu çocuklar, susuzluktan ya da mikroplu su içmekten öldüler. Hayatta kalabilmeleri günde bir kaşık süt içebilmelerine bağlıyken bunun yokluğu yüzünden öldüler. Kendiliklerinden öldü sanılmasın, bizler öldürdük onları…

Eğitim konusunda uzaktan eğitim diyoruz, dijital dünya nimetlerini sunanları, bu çözümleri parasız kullanıma açtıkları için alkışlıyor, an itibarı ile kullanıcısı oluyoruz. Hepimiz olduk. Uzaktan eğitim konusunda Türkiye, son 40 yılda başaramadığını coronavirus sayesinde 40 günde başardı. Üniversitesi, lisesi, ortaokulu, ilkokulu hatta anaokulları 40 günden de kısa sürede uzaktan eğitime geçti. Bu topluma müjdeli bir mesaj olarak verildi. “Örgün olanı tam ve mükemmel yapıyorlardı da bu sayede mi uzaktan eğitime bu kadar kolay geçtiler?” sorusu aklınıza gelebilir. Yanıt “hayır”, uzaktan eğitim konusunda da “…mış gibi” yaptık. Kendimizi kandırdığımız bir başka yanlış olarak kaydımıza alalım. Konu önemli, dünya şimdilik bir kenarda dursun, geri döneceğim.

YÖK verilerine göre 2 milyon 830 ön lisans, 4 milyon 420 lisans, 394 bin de yüksek lisans öğrencisi olmak üzere toplam 7 milyon 644 bin yüksek eğitim yapan öğrenci var. Nüfusun yaklaşık yüzde 9’u.

MEB verilerine göre de 1 milyon 564 bin okul öncesi yani 6 yaşından küçükler, 5 milyon 267 bin ilköğretim, 5 milyon 627 bin orta ve 5 milyon 648 bin de lise olmak üzere toplam 18 milyon 108 bin öğrencimiz var. Ülke nüfusunun yüzde 21’i.

Ülke nüfusunun yüzde 30’una kabaca üçte birine denk gelen 25 milyon 750 bin öğrencinin eğitimdeki büyük başarı hamlesi olarak konumlandırılan bu uzaktan eğitim hamlesine nasıl katıldığını düşünelim. Bu çocukların tercihen bilgisayarı yoksa da en azından tableti veya akıllı telefonu olması lazım. Geniş bant internet bağlantısına sahip olması lazım, yoksa görüntü donar ses gider. Erişim sağlayan her cihaza yazılımlar, programlar, aplikasyonlar lazım, haa bir de bunlarda kamera ve mikrofon olması şart! Uzaktan eğitim dediğimiz zaman öğrencide ne olması gerekiyorsa öğretmende de aynısının olması şart, olmazsa uzaktan eğitim yapılamaz.

Bir başka önemli konuda da öğreticinin ve öğrenicinin bu programları kullanabilmesi meselesi var. Tezek (kurutulmuş halde büyük baş hayvan dışkısı) yakılan bir köy okulunda uzaktan eğitim mümkün mü?

Yanlış ile yalan da karışıyor…

Internet bant genişliği yetmediği için ülkenin ekonomik başkenti İstanbul’da, İstanbul’un orta yerinde Şişli’de ya da Nişantaşı’nda, en seçkin okullarda bile yığınla sorun yaşanırken, bir başka yanlış hatta “yalan” karşımıza çıkıveriyor. Türkiye’de bilgisayar, tablet, akıllı telefon sahipliği konusunda yapılan araştırma ülke olarak nerede olduğumuzu ortaya koyuyor.1

Memleket meselelerinden çıkıp dünyanın dertlerine geri dönelim.

Dünyada çeyrek milyardan fazla çocuk okula gidemiyor; ne uzaktan ne de yakından okul görmüşlükleri yok. 2019 verilerinin açıklanması salgın sebebi ile gecikti ama 2018 verileri kesin; buna göre okuma yazma bilmeyen, hesap yapamayan 260 milyon okul çağında genç başka bir ifade ile yanlış var.

Cinsiyet eşitliği meselesi var. Eşitlik deyince eşitsizliklerin çokluğu karşısında şaşarsınız. Sizin “bitti” sandığınız “geride kaldı” diye düşündüğünüz eşitsizlikler var, özellikle şu günlerde daha da büyüyerek artan. Siyah ırk aleyhine eşitsizlik var, kadınlar aleyhine eşitsizlik var, kadınlar arasında genç olanlara yönelik eşitsizlik var, genç kadınlar arasında eğitimsizlere dönük eşitsizlik söz konusu. Daha sayayım mı, yoksa susayım mı?

Bu eğitimsiz ve deneyimsiz genç annelerin büyük bölümü, nasıl bakacağını bilemediği ve içinde bulunduğu yokluklar yüzünde besleyemediği ve sağlık hizmetlerinin olmaması sebebi ile bebeklerini daha yaşamlarının ilk birkaç yılında yitirecekler. Bunu biliyor ve göz yumarak başka yanlışlara çanak tutuyoruz.

Enerji meselesi var, sürekli daha fazlası için dünyayı yok olma eşiğine getiren enerji kaynaklarımız yanlış! Doğayı doğru ve etkin kullanamıyoruz, oysa dalgalar, rüzgarlar ve güneş birer çözüm olabilecekken fosil enerji kaynakları konusundaki ısrar yanlış.

Gençler için yapılanlardan çok yapılmayanlar birer büyük yanlış. Eğitimde fırsat eşitliği vermemek yanlış, sürdürülebilir bir ekonomi içinde paylarına düşeni yapmalarına olanak vermemek yanlış. Sanayi ve inovasyon konularında toplumun yetişemeyeceği bir hıza çıkmak yanlış, ihtiyaç olmayanı olmazsa olmaz olarak konumlamak ve bir anlamda yangına körükle gitmek yanlış.

İnsanı mutlu etmeyen şehirler yapmak, yönetilebilir olmaktan çıkan metropoller kurmak, beton-seviciliği desteklemek yanlış.

İhtiyaç olup olmadığına bakılmadan, üretimi için nelerin feda edildiği umursanmadan şuursuzca yapılan alışverişler; iki kişinin yaşadığı evlerde 6-8 sandalyeli yemek masaları, tencere kaynamayan mutfaklarda 4-5 gözlü ocaklar hatta depolama amaçlı kullanılan fırınlar, elbise dolaplarına sığmayacak çoklukta giysiler ve ayakkabılar, aylarca el sürülmeyen takılar ve aksesuarlar da yanlış.

1 https://www2.deloitte.com/content/dam/Deloitte/tr/Documents/technology-media- telecommunications/deloitte_gmcs_2017.pdf

En beteri de alınan ancak tüketilmediği için atılan yiyecekler yanlış.

İnsanın parası olması önemli değil, bu ürünler için dünya kaynaklarının tüketildiğini, istediği kadar zengin olun yok edilmesine sebep olduğunun yerine konulamayacağını bilmemek yanlış.

Son yıllarda “küçük bir kız çocuğu” ile uluslararası gündeme giren iklim krizi, soluduğumuz havanın yok oluşa sebep olacak hale gelmesi, buna göz yumulması ve tüm uyarılara karşın önlem alınmaması yanlış.

Ne toprakta ne de suda diğer canlıların yaşamlarına, mevcut flora ve faunaya saygı duyulmaması yanlış.

Barış derken savaş çıkartmak yanlış, adalet derken haksızlıklar yapmak yanlış. Güçlü olması gereken sağlık kuruluşlarının, eğitim kurumlarının iskambil kağıtları ile yapılan kuleler gibi kolayca yıkılır olması yanlış.

Birleşmiş Milletler’in koyduğu Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri için iş birliği ise işin, bana göre, en vahim kısmı. Düşünün ki uzaya gitme yarışında ipi göğüsleyenler, başkasına ait olan, teknoloji açısından piramidin en altındaki yüz maskelerine fütursuzca el koyabiliyor. Dijital kuşak olarak adlandırabileceğimiz dünyanın genç nüfusunun yüzde 30’u en az beş yıldır online. Bu iyi ve doğru elbette ama yüzde 70’in bundan mahrum olması yanlış.

Internet erişimi olanlar da bu olanağı nasıl değerlendiriyor, biliyor musunuz? Tahmini olan? “Porno” birinci sırada. “Porn” 2, “xxx” 3, “translate” 4, “maps” 5, “weather” 6, “free porn” 7, “sex” 8, “news” 9. sırada. Görüldüğü gibi bu aramaların hiçbiri insanlığı ileri götürecek nitelikte değil. Burada kendi payıma yanlış demek yerine “nesi doğru?” diye sormayı tercih ediyorum.

Dünya nüfusunun yarıdan fazlası olan 4 milyar insanın internet erişimi yok, bu yanlış. Kuzey Amerika’da, dünya nüfusunun yüzde 5’inden azını oluşturan Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada için internet kullanım oranı yüzde 95. Buna karşın dünya nüfusunun yüzde 55’ini oluşturan Asya’da bu oranın kabaca yarı yarıya. En büyük ikinci nüfusu barındıran Afrika’da ise bu oran yüzde 40’ın altında.2 Bu biraz da gelir bölüşümündeki eşitsizliği hatırlatıyor insan. Toplam gelirin yüzde 95’inin nüfusun yüzde 5’inde olmasına karşın kalan yüzde 5’lik gelirin nüfusun yüzde 95’ine kalması durumundan ne farkı var. Bu tabloda “yanlış” demek bile gereksiz, ortada duruyor.

Doğrusunu isterseniz siz değerli okurlarıma iç açacak konulardan bahsetmeyi, keyifli konularda yazmayı isterdim. Küresel ısınmanın alınan önlemler sayesinde durduğunu, nesli tükendi sandığımız onbinlerce belki de daha fazla türün yeniden yaşama döndüğünü, fakirliğin bittiğini, hastalıkların yok olduğunu, açlıktan hiç kimsenin ölmediğini aktarmayı ben de isterdim ama yok öyle bir dünya. Daha kötüsü bunu biliyor ve üzerinde kafa bile yormuyoruz. İşte en büyük yanlış da bu…

Günümüz neler yaptığımız ile öğünmek yerine, nerede yanlış yaptığımızı keşfetme zamanı… Ben konuşursam, sen konuşursan, biz konuşursak bir şeyler başarmamız mümkün olabilir, işte o zaman bütün bu sıraladığım yanlışlar da birer birer silinip gider. Bunun için ezber bozmak, dünyaya farklı bakmamız lazım…

2 https://www.internetworldstats.com/stats.htm

Hava durumu
-
-
-
Nem Oranı: -
Basınç: -
Rüzgar Hızı: -
Rüzgar Yönü: -
PİYASALARDA SON DURUM
  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -

Event News Online | 2019-2020 | Sitede yer alan haberler telif hakları yasası kapsamında koruma altındadır. İzin alınsa dahi kaynak gösterilmeden kullanılamaz.